NİMET CANPOLAT

NİMET CANPOLAT

Geçmişi Özlediğimi Sanıyordum

Bazen hayatın içinde durup dururken içimi tarif edemediğim bir yalnızlık kaplıyor. O anlarda zihnim hiçbir çaba göstermeden beni yıllar öncesine, çocukluğumun geçtiği köye götürüyor.

Bir anda kendimi yine o topraklarda yürüyor gibi hissediyorum. Ayağımın altındaki toprağın kokusu, tırmandığım dağlar, çıktığım yaylalar, otlattığımız hayvanlar, doğanın sessizliği… Hepsi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor.

Sonra derenin kenarına gidiyorum. Kadınlar çamaşır yıkıyor. Teyzelerim, ablalarım konuşuyor, gülüyor. O görüntüler yalnızca bir anı değil; bir dönemin ruhunu taşıyor.

En çok da ablamı hatırlıyorum…

Beni sevgiyle yıkayışını…

Sıcak suyun içindeki o güven duygusunu…

Saçlarımı özenle temizleyişini…

O anların bana verdiği huzuru…

Çocuk aklımla hissettiğim o korunmuşluk duygusunu…

Bugün geriye dönüp baktığımda, o sahneleri düşündükçe içim yumuşuyor. Sanki hâlâ o sıcaklığın, o şefkatin izleri ruhumun en derin yerinde yaşamaya devam ediyor.

İlk başta bütün bunları özlediğimi sanıyorum.

“Keşke yine o günlerde olsaydım.” diye düşünüyorum.

Fakat sonra kendimi sessizce dinliyorum.

Ve ilginç bir gerçekle karşılaşıyorum.

Aslında o hayatı özlemiyorum.

Çünkü bugünkü hayatım çok daha konforlu, çok daha güvenli ve çok daha rahat. Bugün sahip olduğum imkânlar, çocukluğumdaki yaşamla kıyaslanamayacak kadar fazla.

O halde neden içim acıyor?

İşte cevabı tam burada buluyorum.

Ben geçmişi değil…

Geçmişte kalan kendimi özlüyorum.

Daha doğrusu, ona şefkat duyuyorum.

Ezoterik öğretiler, insanın yaşamı boyunca birçok deneyimden geçtiğini ve her deneyimin ruhunda bir iz bıraktığını söyler. Geçmiş zamanlar bizi çağırmaz; iyileşmeyi bekleyen parçalarımız bizi çağırır.

Çocukluğuma döndüğümde aslında eski köyü aramıyorum.

Toprağı aramıyorum.

Dağları aramıyorum.

Yaylaları aramıyorum.

Onlar yalnızca ruhumun hafızasını açan kapılar.

Ben, o kapının arkasında duran küçük Nimet’e bakıyorum.

Hayatı henüz tanımaya çalışan…

Sevilmeye ihtiyaç duyan…

Güvende olmak isteyen…

Her şeye rağmen yaşamı merak eden o küçük kıza…

Ve ona baktıkça içimde büyük bir şefkat uyanıyor.

Eskiden bu duyguyu “özlem” zannediyordum.

Bugün ise bunun adının “şefkat” olduğunu biliyorum.

Belki de geçmiş beni geri çağırmıyor.

Belki de ruhum bana şöyle fısıldıyor:

“Git ve çocukluğundaki kendini sev. Onu yargılama. Ona acıma. Onu kucakla. Çünkü bugünkü güçlü kadın, o küçük kızın yaşadığı bütün deneyimlerin üzerine inşa edildi.”

Bugün artık biliyorum ki hiçbir zaman geçmişe dönmek istemiyorum.

Çünkü yolum ileriye doğru.

Ama geçmişime sevgiyle bakmayı seçiyorum.

Çünkü geçmişim benim yüküm değil.

Geçmişim, beni ben yapan köklerimdir.

Ve köklerimi sevdiğimde, dallarım gökyüzüne daha güçlü uzanıyor.

Bugün çocukluğuma baktığımda hüzünle değil, minnetle bakmayı öğreniyorum.

Çünkü artık biliyorum…

Geçmişimi özlemiyorum.

Sadece ruhumun en saf, en masum hâline sevgiyle gülümsüyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir