SADIK SELMAN SADIKOĞLU--

(Pülümür Haber)

Bir Koca Dağ Olur Acılar, Yüreğime Çöken

17 Ağustos 2004 sabahı çalan telefon, büyük acıyı haber veriyor:

“Şükrü Akkılıç, vefat etmiş.”

Mezra Köyü Muhtarı Kamer Güler’in verdiği haberle hızla toparlanıp Erzincan yoluna düşüyoruz. Kırmızıköprü, ailenin Barbaros Mahallesi’ndeki evine akın ediyor. Evlat acısı yaşayan Ali-Emine (Elif) Akkılıç çiftinin, eşi Fatma Hanımın ve çocuklarının derin üzüntüsüne ortak olmaya çalışıyoruz. Şükrü’yü seven çok; ev ziyaretçi akınına uğruyor.

Ziyaretçilerden biri de o zaman 25 yaşındaki Sadık Selman Sadıkoğlu’ydu. Askerlik görevini tamamlamış, baba ocağını tüttürmek için kolları sıvamıştı.

Sadık’la birlikte Barbaros Mahallesi’ndeki eve veda ettik. Ordu ve Fevzi Paşa caddelerinden geçerek Erzincan Otogarı’na gittik. O gün Kırmızıköprü’ye birlikte döndük.

Sadık Selman Sadıkoğlu (1979-22 Ağustos 2004)

18 Ağustos’ta Erzincan’dan büyük bir kalabalık eşliğinde Mezra köyüne getirilen Şükrü Akkılıç, gözyaşları içinde sonsuzluğa uğurlandı.

Hıdır 66’sında, Fintoz 64’ünde, Şükrü 46’sında, Hüseyin ile Hayri 40’ında, Hasan 47’sinde, ,  ben 38’imde, Nilgün 33’ünde, Gülbahar 31’inde,  Yılmaz 39’unda, Devrim 29’unda, Sadık 25’inde, Deniz Cem ve Erinç 4’ündeydi…

Şükrü, babamın halası Wakıle (Ülker) ile Hasan Akkılıç’ın (Heseno Qız) torunuydu. Babası Ali Akkılıç, yörenin saygın isimlerindendir. Annesi Elif (Emine) Akkılıç, Mezra’ya Salördek’ten gelin gelen, eli açık ve sevgi dolu köylülerdendi.

Şükrü Akkılıç (1958-17 Ağustos 2004)

İki değerli insanın evladı elbette onlardan izler taşıyacaktı. Şükrü Akkılıç da iki güzel insanın yetiştirdiği aydınlarımızdan biriydi.

Ardında büyük bir acının yanı sıra iyilikler ve güzellikler bıraktı…

33 yaşındaki eşim Nilgün kanserle mücadele ediyordu. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinde tedavi görüyordu. Tatilimizi geçirmek için oğlumuz Erinç’i de yanımıza alarak köye gelmiştik.

Şükrü’nün acı haberinden birkaç gün sonra Prof. Dr. Mahmut Bayık’ın kapısını çalmış, tedaviye yeniden başlamanın hüznünü yaşamıştık.

Gülbahar Arslan (1973-2018)

Acılar tatil dinlemez!

Beş gün sonra…

22 Ağustos’ta acılar katlandı.

Sadık’ın, penceresi kuzeye, Mezra İlkokuluna bakan odasında gözleri bir daha açılmamak üzere kapandı.

O sabah Erzincan’a, babamla birlikte yakını Mustafa Fırat’ın cenaze törenine gidecekti. Kırmızıköprü’de Hıdır Canerik’in kendisini beklediğini hiçbir zaman öğrenemeyecekti.

Sadık’ın yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu yaşamını yitirdiği tahmin ediliyordu.

İnsan, böylesi bir ölümün ardından ister istemez “Neden?” diye soruyor.

Köyüne yalnızca iki kilometre mesafedeki Kırmızıköprü Sağlık Ocağı ile köylerdeki sağlık evleri kapatılmış, bina ve lojmanlar kaderine terk edilmişti. O gün Sadık’ın tansiyonu yükselmiş miydi? Sağlık ocağı açık olsaydı daha erken müdahale mümkün olur muydu?

Bunların yanıtını artık hiç kimse bilemeyecek.

Sadık, 83 yaşında yaşama veda eden babasından iki yıl sonra, henüz 25 yaşındayken yıldızlara kavuştu. Küçük oğlunu toprağa veren annesi Fintoz, evde acısıyla baş başa kaldı.

Mezarlığa bakan pencereden akıttığı gözyaşlarına; Cimin ve Han taşlarıyla 1973’te yapılan evinin duvarları, duvarlara asılı fotoğraflardan başka tanıklık eden yoktu.

Mezarlık, doymak bilmiyor

Mezra Köyü Mezarlığı, yani Taht, bugün birçoğunun adı bile unutulmuş nice cana ev sahipliği yapıyor.

Aralarında Hewse Pir’in de bulunduğu eski dikili taşların çoğu devrilmiş, meşe ağaçları kesilmiş, 1990’lı yıllarda ölüye bile saygı duymayan anlayışın ayakları altında mezarlığın geçmişi belirsiz hâle gelmiş.

Zamanında mermer ya da taş ustaları tarafından yapılanların dışındakiler toprağın derinliklerinde yitip gitmiş.

Hıdır Sadıkoğlu (Müdür Ağa) ve eşi Fintoz Sadıkoğlu

Mezarlık, doymak bilmiyor.

Hemen her yıl bir canımızı yüreğimizden koparıyor.

Evlat acısıyla geçen 12 yılın ardından Fintoz Anne, oğlu Sadık’a kavuştuğunda bütün acılarından ebediyen kurtulmuştu.

Sadık’ı 25’inde yıldızlara uğurladığımızda Hıdır 66’sında, annesi Fintoz 64’ünde, ağabeyi Hüseyin ve köylüsü  Hayri 40’ında, Hasan 47’sinde,  ben 38’imde,  Nilgün 33’ünde, Devrim 29’unda, Gülbahar 31’inde, Yılmaz 39’unda, Deniz Cem ve oğlum Erinç Canerik 4’ündeydi…

Yıllar geçti.

Nilgün 35’inde, Fintoz 76’sında, Hayri 54’ünde, Gülbahar 45’inde, Deniz Cem 19’unda,  Hıdır 83’ünde, Hüseyin 58’inde, Devrim 49’unda, Hasan 67’sinde, Erinç 25’inde, Yılmaz 60’ında çekip gitti şu kahrolası dünyadan.

Sadık Selman Sadıkoğlu

Ben mi?

60’ımda sicilini tutuyorum acıların…

Önünden bile geçmeye yüreğimin tahammül edemediği o mezarlıkta saklı yüreğim.

22 yıl sonra

Bugün, 22 Ağustos 2026.

Sadık’ın sonsuzluğa uğurlanışının 22. yıl dönümü.

Ona bir adım uzaklıkta annesi, babası, ağabeyi, Deniz Cem ve oğlum Erinç yatıyor.

Bir babanın evladından daha uzun yaşamasının acısı tanımlanamaz.

Altı yaşındaki oğlunu babasına emanet ederek son yolculuğuna çıkan anneye ne diyebilirim?

Ona, okulunda ırkçı saldırıların hedefi olan oğlunun bir dağ başında kurşunlara yenik düştüğünü nasıl anlatabilirim?

4 yaşındayken, 23 Ağustos 2004’te, Songül ve Çağla halalarının ellerinden tutarak gittiği mezarlığa 21 yıl sonra tabutta gideceğini nerden bilebilirdim?

2004 yılının o ağustos günlerinde henüz 38 yaşındaydım.

Aradan 22 yıl geçmiş.

O gün yanımda olanların çoğu artık Mezra Köyü Mezarlığı’nda yan yana yatıyor.

Bir koca dağ olur acılar, yüreğime çöken…

Mezra Köyü Mezarlığı’nda uyuyan bütün canları sevgiyle, saygıyla ve özlemle anıyorum.

Huzur içinde uyusunlar…

(Pülümür Kırmızıköprü-Körfez, 22 Ağustos 2026)

KAYNAK:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir