HÜSEYİN AYGÜN

HÜSEYİN AYGÜN

24. Dönem TBMM Üyesi, Hukukçu ve Yazar Hüseyin Aygün, 7 Mart tarihli BirGün gazetesindeki köşe yazısında ABD ile ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu.  Aygün, yazısında, ABD’nin askerî gücünün büyük yara aldığına dikkat çekerek,  Amerika, İran’a saldırarak neredeyse yüz yıldır sürdürdüğü ‘dünyanın hegemonu’ statüsünü, kendi elleriyle sona erdirmiş görünmektedir.”  ifadelerine yer verdi. Resim altyazıları Pülümür Haber’e aittir.

Amerika’nın Son  Akşamı

Uzun süredir ABD hegemonyasının gerilediği, yeni bir hegemonun ufukta belirdiği, dünya liderliğinin “yeni bir el değiştirme”ye gideceği konuşuluyordu. Çin, “ekonomik, siyasi ve askeri bir dev” olarak ABD’nin tahtına adaydı.

Ancak bunun zamanlaması ve ABD’nin -koca Sovyet İmparatorluğu’nun çekilişindeki gibi- “estetik bir geçiş”e hazır olup olmadığı hararetle tartışılıyordu. Zira, Atina ile Sparta arasındaki o ünlü savaştan günümüze kadar hegemonya değişimleri umumiyetle “Tukidides tuzağı”na düşmüştü.

İran halkı, ezilen dünyaya insanlık dersi veriyor.

2025 yılına kadar, dünya politik çevrelerinde ve “düşünce kuruluşları”nda hâkim görüş, önümüzdeki on yıl içinde Çin ile ABD arasındaki güç dengesinin değişebileceği yönündeydi. Kapitalizmin -umumiyetle- kendisini savaş yoluyla devam ettirdiği biliniyor ve bir kez daha savaşla, yani Tukidides metoduyla değişime gidileceği tahmin ediliyordu. Rusya’ya karşı, 1990’ların ortasında start alan NATO genişlemesi ve 2022’de başlayan ve hâlen süren Ukrayna Savaşı, bu tezi yeniden doğruluyordu.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Başı dik coğrafyada emperyalizme geçit yok!)

Ancak Ortadoğu da iki kutbun önemli bir çatışma alanıydı. İran, birkaç yıldır Avrasya entegrasyonunun sembolik merkezi hâline gelmişti. Suriye devrilmiş ve El Kaide mensubu bir cihatçı “devlet başkanı” yapılmıştı ama özellikle İran üzerinden gerçekleşecek bir çatışma, küresel güç mimarisinin yeniden şekillendirilmesi demekti -İran, son dönemde BRICS açısından da önemli bir siyasi ve ekonomik güç merkezi durumundaydı-. On İki Gün Savaşı, “yarım kalmış bir hesaplaşma” olarak kaydedilmişti.

Türkiye, Trump-Netanyahu ikilisinin İran’a saldırılarına umut bağlayan müstemleke aydınlarının utancını yaşadı.

Bu yılın ilk saatlerinde, devlet, ordu ve hükûmet yetkilileriyle muvazaalı şekilde Maduro’yu yatağından alan Trump, belli ki zafer sarhoşluğuna kapılmıştı. Grönland’ı “mineralleriniz, yeraltı madenleriniz bana lazım” diyerek, Küba’yı “rejimi devirmekle”, İran’a ise, “petrollerini istiyorum” diyerek yeniden sopa göstermesi, emperyalist kibrin ürünleriydi.

Uzun zamandır planlanan hesaplaşma, 28 Şubat’ta başladı ve kırk gündür devam ediyor. Amerika, hiç de “Netanyahu’nun tuzağı”na düşmedi. İran savaşı, yükselen yeni hegemon Çin’e karşı bir gözdağı ve planlı bir askeri yıkım harekâtı idi.

ABD-İsrail saldırılarında şehit düşen 170 İranlı kız öğrenci için kalem oynatmayan aydınlar, “Molla rejiminin baskıları”nı gündemde tutmanın utancından asla kurtulamayacak.

Ancak kırk günde hiçbir hedefe varılamadığı gibi, Amerikan askeri gücü benzeri görülmemiş ölçülerde bir yara almıştır. Çin’le hesaplaşma henüz başlayamadan İran, Amerika’nın boğazına takılmıştır. NATO, Irak’tan tıpış tıpış ayrılmış; Amerikan askerleri üslerini ve resmî yerleşkelerini terk ederek hotellere ve sivil yerlere sığınmak zorunda kalmıştır. Okyanus’taki -her biri milyar dolarlar değerinde- Amerikan savaş gemileri, İran’ın on bin dolarlık dronlarıyla hurdaya çıkarılmıştır.

Ortadoğu’daki tüm Amerikan üslerini vuran İran, -sivil altyapısı, enerji tesisleri, okulları, hastaneleri vurulduğu, devlet başkanı, bilim insanları ve ordu yetkilileri suikastlarla öldürüldüğü halde- sadece bir ayda Amerikan gücünün geriletilişinin ve “dünyanın hegemonu” statüsünü yitirişinin bir sembolü/öznesi hâline gelmiş olabilir. ABD, bir ayda öylesine sıkışmıştır ki, -savaşı başlatan Trump- şimdi her gün “barış” istemektedir.

Onurunu korumak için ayağa kalkan milletlere hiçbir kuvvet boyun eğdiremez!

“Birkaç günde savaşı bitireceğini” söyleyen Amerikan başkanı, şimdi günaşırı küfürlü tweetler atarak, askerî açıdan zaten gerilemiş ABD’nin, o cilalı “ahlaki üstünlük” iddiasını da çöpe atmakla meşguldür. Yanındaki -her biri birbirinden moron- danışmanları ona, İran’a karşı, savaş ve soykırım suçu oluşturacak, sivillere karşı daha ağır askeri eylemleri salık vermektedirler.

“On yıl içinde bir kapışma”ya dahi gerek kalmadan Amerika, İran’a saldırarak neredeyse yüz yıldır sürdürdüğü “dünyanın hegemonu” statüsünü, kendi elleriyle sona erdirmiş görünmektedir.

(Hüseyin Aygün, BirGün, 7 Mart 2026)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir