MEHMET GÜLMEZ
Dersimli Yazarlar Birliği, Dersimli yazarların önemli bir kesiminin buluştuğu bir platformdur. Öğretmenler Günü’nde bazı paylaşımlar gördüm. Unutmamak ve anmak; dostluğun, yoldaşlığın sadakatindendir, güzeldir. Ancak faşist düzen tarafından katledilen öğretmenleri hatırlayıp başkaları tarafından katledilen öğretmenleri görmezden gelmek; ne kadar aydıncadır, ne kadar vicdanidir?

12 Eylül karanlığı ülkenin üzerine çökmüştü. “Netekim” diye söze başlayan, kanlı dişli Kenan Evren yorulmadan katletme emri veriyordu. Mardin’de “Asmayalım da besleyelim mi?” diyebilecek kadar kana susamış biriydi. O günlerde Dersim’in Kortasure-Yeşilkaya köyü basılır; öğretmen Süleyman Ölmez alınır. İki gün sonra cesedi, askeri konvoy eşliğinde köy mezarlığına getirilip gömülür. Yıl 1980 olmalıydı, yanılmıyorsam.

Dêsım’deki ilk öğretmen cinayeti Süleyman değildi. Devrimcilik adına, DEV-YOL sempatizanı öğretmen Hasan Çakmak, Reş mezrasından alınmış, işkence görmüş ve “devrim adına” katledilmişti. Hatırladığım ilk öğretmen cinayeti ise 1978’de Reş mezrasında yaşanmıştı. O cinayet, TİKKO tarafından işlenmişti.

1992 ya da 1993 olmalı. PKK, Kırmêle-Torunova’da yol keser. Hozat doğumlu, babasının Elazığ’da hamallık yaparak okuttuğu genç öğretmen, henüz yeni evlidir. Öğretmen olduğu anlaşılınca genç çift yoldan yukarı çıkarılır. O sırada benden iki dönem önce İnsan Hakları Derneği Başkanlığı yapmış olan Ali Özler de oradadır. Duruma müdahale ederek çiftle birlikte yolun üstündeki meşeliğe çıkar. Ali’nin tüm ısrarlarına rağmen bırakılmazlar. Öğretmen son bir çabayla “Doktor Baran’ı telsizle arayın, onunla konuşmak istiyorum” der. Denenir fakat telsiz bağlantısı kurulamaz. İtirazlar devam edince PKK’lilerden biri, “İtiraz edersen seni de götüreceğim” der. Bunun ölüm anlamına geldiğini anlayan Ali geri çekilir. Son kez genç çifte dönerek “Arkadaşlar, ne olur, bari Doktor Baran’a götürün, onunla konuşsunlar” der. Muhtemelen Müslüm Durgun’a götürülseydi kurtulabileceklerini düşünüyordu. Ancak sabah olduğunda genç çiftin cesetleri bulunur.

Sonrasında “kurucu önderin” emriyle Dêsım’de okullar yakıldı ve 31 öğretmen PKK tarafından katledildi. İnsanlar çil yavrusu gibi dağıldı, göç etmek zorunda kaldı. Çocuklar yatılı bölge okullarında askeri kışla düzeni içinde toplandı; aileleriyle bağları kesildi, asimile edildiler, imam hatiplere yönlendirildiler. Bir kısmı, köylerine döndüklerinde ailelerine yabancılaşmış, gizli gizli namaz kılar hâle gelmişti.

Başbakan Tansu Çiller döneminde ilk belirlemelere göre 42 bin kişi göçe zorlandı. Ancak Van ve Diyarbakır başta olmak üzere bazı iller göçü önemli ölçüde frenleyebildi. Dêsım belediyeleri ise bunu başaramadı. Basit bir örnek: 1980’de Dêsım merkez nüfusu yaklaşık 13 bin iken, Ergani’nin nüfusu 2 bin 500’dü. Bugün Ergani’nin nüfusu 130 bine yaklaşırken Dêsım merkez ancak 30 bin civarında. Bunun da önemli bir kısmı memurlar, askerler ve dışarıdan gelenlerdir. Öncesinde okulların yakılması ve öğretmenlerin öldürülmesiyle Dêsım zaten bir yok oluş sürecine itilmişti. Bunu bilen ama susanları vicdanlarıyla baş başa bırakıyorum.
Bir arkadaşım, köyünün hikâyesini “X Köy Nasıl Boşaldı?” başlığıyla yazmış. Ancak o köyde iki öğretmenin öldürülüp okulun yakılmasından sonra köyün boşaldığından tek satır bahsetmemiş. Üzgünüm, bu Dêsımli yazarlara yakışmaz.

Öğretmenlerin katledilmesi ve devlet saldırısı öncesinde okullarımız, Çirig-Sağlamtaş okulunun fotoğrafında görüldüğü gibiydi. İnsan hak ve özgürlüklerinin yok sayılarak insan öldürülmesi cinayettir; kim tarafından yapılırsa yapılsın lanetliyorum. Sevgili öğretmenimiz Remzi Aydın, öğretmen cinayetlerine kahroluyordu. Bunu biliyor muydunuz?
Özetlenmiştir.

Kaynak: