HÜSEYİN AYGÜN
24. Dönem TBMM Üyesi, Hukukçu ve Yazar Hüseyin Aygün, ABD-İsrail ikilisinin İran’a karşı başlattığı savaşın ardından yaşanan gelişmelerle ilgili önemli bir analize imza attı. Aygün, ateşkes görüşmelerinin İslamabad’da başladığı gün kaleme aldığı yazıda, ABD’nin İran çıkmazının, insanlığın hafızasında en ağır yenilgi olarak yerini aldığını dile getirdi. Aygün’ün yazısı, Pülümür Haber tarafından özetlenmiştir.

Amerika-Körfez şeyhlikleri ilişkileri: Artık bu ülkeler, Amerika’yı Ortadoğu’da kendilerini koruyan bir güç olarak görmeyecek; yeni dönemde buna göre hareket edeceklerdir.
Amerikan gücünün yenilmezliği: ABD, Vietnam’dan Irak ve Afganistan’a kadar süregelen süreçte güç kaybetmiştir. İran ise insanlığın hafızasında “en ağır yenilgi” olarak yerini almış olabilir.
Amerikancılık: Tüm dünyada Amerikancılık ağır darbe almıştır. Bağımsız dış politika izlemek artık revaçtadır. İngiltere’den Almanya’ya, Tayvan’dan İtalya’ya, Ortadoğu’dan Uzak Asya’ya kadar pek çok ülke, parti ve örgüt Amerika dışında yeni yol ve yöntemler arayışına girmiştir.
Amerika’nın dünya liderliği: Amerikan başkanı, İran’ın direnişi karşısında çaresizce “İran medeniyetini yok edeceğini” söyleyerek, ABD’nin Hiroşima’dan bu yana soykırımcı bir ülke olduğunu yeniden teyit etmiştir. Bu, her türlü ahlaki üstünlük iddiasının sonu anlamına gelmektedir.
NATO’nun askeri gücü: NATO askerleri Irak’tan “kaçarak” ayrılmış, Trump ise “NATO’nun kâğıttan kaplan olduğunu” itiraf etmiştir.
Savaşların doğası: Amerika’nın Körfez’deki dev askeri varlığı —40-50 bin asker barındıran üsler, 20-30 milyar dolarlık savaş gemileri— birkaç bin dolarlık dronlar ve füzeler karşısında âdeta berhava olmuştur.
Siyonizm projesi: İsrail, dünyayı ve kendini yok edecek seçeneklere başvurmadıkça artık genişleyemez. Bu haydut devlet için yalnızca Filistin’de değil, Lübnan ve diğer bölgelerde de “yerleşimci sömürgecilik” ile vedalaşma zamanı gelmiştir.

Şii-Sünni ilişkileri: 40 günlük savaşı Amerikan askerlerine ev sahipliği yaparak, İran füzeleri altında geçiren Sünni şeyhlikler —başta Suudi Arabistan— artık İran’ı görmezden gelemez. Bu ülkelerin işbirlikçi yönetimleri, kendi halklarından daha fazla tepki görecektir.
Mezhepçilik: Sünni dindarlar arasında bariz bir uyanış yaşanmıştır. Petrol zengini Sünni devletler Gazze için hiçbir adım atmazken, İran’ın “Gazze’nin de intikamını alması” bu kesimlerde ilk kez İran’a yönelik takdir doğurmuştur. Mezhepçiliğin bundan sonra tedricen zayıflaması beklenebilir.
Irak ve Suriye’deki siyasi yönetimler: Kürtler, Amerika ve İsrail’e bel bağlayan milliyetçi liderlikleri nedeniyle İran ve Irak’ta zorluklarla karşılaşabilir. Geçen hafta Suriye’de Kanton Modeli’nin resmen tasfiye edilmesi gibi, Irak’taki Bölgesel Federe Yönetim’in statüsü —petrol üzerindeki kontrol dâhil— sarsılabilir. Savaş boyunca İsrail’in İran-Lübnan planlarını destekleyen, Amerikan-İsrail taşeronu eski El Kaideci Colani’nin siyasi geleceği de artık ciddi bir risk altındadır.
Kısacası, İran direnişi tüm dünya için yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.
(Pülümür Haber, 11 Nisan 2026)