MEHMET ALİ DÖNMEZ- ALİ KAMER DÖNMEZ-OĞULLAR SERDENİYE MEZRASI

Nazımiye  Oğullar (Hılves) köyü ile Serdeniye mezrasının mezarlıkları,  travmatik ölümlerin acı öykülerine ev sahipliği yapmaktadır. Hılvesli  Mehmet Ali Dönmez ve Ali Kamer Dönmez kardeşlerin trajik ölümleri, bu öykülerden biridir.

Gülabi Güzel, 1961 yılında kızı Çiçek’i Nazımiye Yatılı İlköğretim Bölge Okuluna (YİBO) kaydettirdi. Aynı köyden Zeynep Genç ve Sakine Kaya da Nazımiye YİBO’da öğrenciydi.

Yarıyıl tatili geldi.  Çocuklar köylerine döndü.  Çiçek, elinde karneyle babasına koştu:

“15 tatilde köye döndüğümde babam, ‘Zayıfın var mı?’ diye sordu.
‘Yok,’ dedim.

Gülabi Bey’in kızının başarısından duyduğu sevinç kısa sürdü,  o yıl hayata veda etti.

Mehmet Ali ile Çiçek,  1972 yılında yaşamını birleştirdi. 

Mehmet Ali Dönmez ve eşi Çiçek Dönmez.

1 Mart 1979’da Mehmet, kayınpederi Gülabi Güzel’in evine uğradıktan bir süre sonra “Eve gideceğim,” diyerek ayağa kalktı. Leğende çamaşır yıkayan Saray Güzel, “Mehmet, gitme,” diye seslendi. O ise “Çiçek suya gelmiş, çocuklara kim bakacak?” diyerek evine döndü.

Kadir 5,  Ayşe 3,  Songül  1   yaşındaydı. 

Ali Kamer Dönmez’in 11 yaşındaki oğlu Metin, kilometrelerce uzaklıktaki Uzuntarla İlkokulunda 4. sınıf öğrencisiydi.  Okulda Serdeniye ve Oğullar’dan Ahmet Kaya, Ali Güler, Ali Kaya, Cevahir Ayaz, Cevahir Güzel, Cevahir Güzel, Metin Dönmez, Musa Güzel, Sema Güler ve Zeki Genç öğrenim görüyordu. .

1 Mart 1979, Perşembe günüydü. Metin, okuldan çıkıp köye döndüğünde annesi ve babası evdeydi. Amcası, Beser Güzel ve Süleyman Sağlam’la birlikte Nazımiye’den dönmüştü.

Süleyman Sağlam

Ali Kamer ve Mehmet Ali, Serdeniye’deki  ağabeyleri Binali Dönmez’e çarçır taşımak için yola çıktılar.  Serdeniye’ye az bir mesafe kalmıştı. İki kardeşin konuşmaları köyden duyulabiliyordu. Mehmet Ali, gözlerini karşıda uzanan Murerike’ye çevirerek iç geçirdi:

“Murerike’ye yazık… Boşalmış!”

Mehmet Ali Dönmez

Binali Dönmez,  Hüseyin Güler, Kamer Sever ve Ahmet Sever, çığ tehlikesine karşı iki kardeşi uyardılar ve üst yoldan gelmelerini söylediler. Ancak kardeşler yolu uzatmak istemedi. Yaklaşık bir hafta önce, Mehmet Ali’nin kayarak tünele kadar sürüklendiği yere vardıklarında koca kar kütlesi sel gibi akmış, yorgun iki kardeşi önüne katmıştı.

Binali Dönmez, Hüseyin Güler ve Fadime Dönmez, o ana tanıklık eden isimlerden birkaçıydı. Çığa, köylülerin acı dolu çığlıkları karıştı. Binali Dönmez, gözlerinin önünde karın sürüklediği kardeşlerinin ardından çığa atlayarak intihar girişiminde bulundu. Bir süre sürüklendikten sonra kurtuldu.

Mehmet Ali, gövdesi kara gömülü, kolu havada, elinde eşyalarıyla metrelerce sürüklendi ve sonunda uçurumdan düşerek gözden kayboldu. Ali Kamer ise kısa sürede kar yığınının içinde görünmez olmuştu.

Binali Dönmez

Serdeniyeliler saniyeler içinde yardıma koştu. Ahmet Sever, Binali Dönmez, Hasan Hüseyin Güler, Hüseyin Güler, İmam Güler, Kamer Sever ve Şükrü Sever kurtarma çalışmalarına katılan köylüler arasındaydı.

Yaklaşık bir saat içinde Mehmet Ali’nin cansız bedeni bulundu. Kolunun bir kısmı açıktaydı; dudağı ve sağ kulağının arkasında kesik izleri vardı. Saati çalışır durumdaydı.  Kar,  kırmızıya boyanmıştı. Serdeniyeliler, sevilen köylülerini özenle sardı, Hüseyin Güler’in evine taşıdı. Şükrü Sever, Vıle Palaxe’ye koşarak Oğullar’a seslendi.

Hüseyin Güler ve eşi Sultan Güler

Küçükbaş hayvanlar dışarı çıkarılmış, meşe tomurcuklarıyla beslenmeye başlamıştı. O gün keçilerini otlatan Ali Sağlam,  eve dönmüştü. Eşi Şehriban Sağlam, hayvanları ahıra almak için dışarı çıktığında kuzeydoğudan yükselen insan sesleri dikkatini çekti. Çığdan, Ali Dönmez’in çocuklarından söz edildiğini duydu ve hemen eşine haber verdi. Haber Oğullar’a ulaşır ulaşmaz köyün tüm erkekleri kazma ve küreklerini alarak Serdeniye’ye doğru yola koyuldu.

O sırada Cömert Açıkbaş, Mehmet Ali’nin Serdeniye’ye gittiğinden habersiz, onun evinin kapısını çalarak olayı haber verdi.

Nazımiye Oğullar köyü Serdeniye mezrası

O sırada Kadir  5,  Ayşe 3,  Songül ise henüz 1  yaşındaydı. Çiçek, çocuklarını bırakıp yola koyuldu.

“Hava kararmıştı. Mercan Güzel benimle geldi. Dere Pagasod’a vardığımızda bana ‘Çığ bizi götürür’ dedi. Karanlıktı. Derede kayıp aşağıya kadar sürüklendik, bir ağaca tutunarak durabildik. Hiç ışık yoktu. Şiya Palaxu’ya kadar yürüdük. “

Anneanne eve geldiğinde torunlarını masanın altına saklanmış hâlde buldu. Çocuklar korku içindeydi. Kadir, anneannesine sarılarak, “Babam öldürüldü,” dedi.

Serdeniye’ye giden Selvi Hanım, çaresizce evine dönmüştü. Acı olay, Pülümür Kırmızıköprü’ye ulaşır ulaşmaz büyük bir seferberlik başladı. Pülümür Kırmızıköprü ve çevre köylerden yüzlerce insan, bölgeye akın etti. Kırmızıköprü’deki minibüslerde yer bulamayan birçok kişi bölgeye yürüyerek gitti. Kamer Güler, araçta yer kalmadığı için yaya gidenlerden biriydi. Akdik/Şihan köyünden Mustafa Dalkılıç, Musa Pekin, Musa Doğru, Canpolat’lar, Akdik Ormanı’ndan yürüyerek yardıma koşanlar arasındaydı. Akdik/Şihanlı Ali (Seydali) Yıldız ve bazı köylüler olay yerine minibüsle gitmişti.

Beser Canpolat

Ali Dönmez’in Akdik’te yaşayan kızı Beser Canpolat, kardeşlerinin ölüm haberini ancak ertesi gün alabilmişti:

Beser ve eşi Hüseyin Canpolat, Hılves’e doğru yürürken Oli yakınlarındaki 8. tünelde büyük bir hareketlilik yaşanıyordu. Pülümür Kırmızıköprü, Akdik (Aynige), Gökçekonak (Tasniye), Mezra, Kaymaztepe (Meçiye), Salördek; Nazımiye Uzuntarla, Hanköy (Karvan) ve Murerike’den yüzlerce köylü kurtarma çalışmalarına katıldı. Tunceli’den gelen lise öğrencileri de o gün okula gitmek yerine çalışmalara destek verdi.

Kurtarma ekipleri yalnızca bölge halkından oluşuyordu. Hiçbir resmi görevli sahada yoktu. Tünelden Serdeniye’ye doğru çubuklarla karı tarayan yüzlerce insanın çabaları sonunda sonuç verdi. Geceyi kar altında geçiren Kamer Ali’nin cansız bedenine ulaşıldı.

38 yaşındaki Kamer Ali’nin boynunda ve vücudunun çeşitli bölgelerinde kırıklar vardı.

Kardeşlerinin doktor tarafından ‘kesileceğini’ düşünen Beser Canpolat, sinir krizi geçirerek başını sertçe kapıya çarptı; kanlar içinde kaldı. Kadınların yaktığı ağıtlar Pülümür Vadisi’ne yayılıyordu.

Mehmet Ali’nin o sonbaharda arpa ektiği Vuroz’daki tarlasında hüzün boy veriyordu. 

Hılves, tarihinde belki de ilk kez böylesine büyük bir cenaze törenine ev sahipliği yapıyordu. Cenazeye tek bir kamu yöneticisi bile katılmamıştı. Bu trajedi yalnızca Hılves ya da Serdeniye’yi değil, bütün bölgeyi derinden sarstı. İki kardeşin ardından geride dul eşler ve yetim çocuklar kalmıştı. Üstelik hiçbirinin sosyal güvencesi yoktu.

Beş çocuk annesi Selvi Hanım, altıncı çocuğuna hamileydi. 38 yaşındaki kadın tüberküloz hastasıydı. Eşini kaybettikten sonra bir daha doktora gidemedi. Büyük oğlu Metin, çocuk yaşta ağır iş yükü altında ezildi. Feodal zorbalık, Hılvesli çocuğun omuzlarına binen acıyı daha da artırdı.

Selvi Hanım, sosyal devletin aklına hiç gelmedi. Altı çocuğuyla yokluk içinde geçirdiği yıllar boyunca sağlığı daha da kötüleşti. 1984 yılında hastalığı iyice ilerlemiş, artık yataktan kalkamaz hâle gelmişti. O gün, kaynı Binali Dönmez, eltisi Fındık Dönmez, kızı Kıymet ve eniştesi Hıdır Şanlı ziyaretine gelmişti.

Metin Dönmez

Üzerine titrediği oğlu Metin’den bir bardak su istedi. Oğlu bardağı annesine uzattı ve ona sımsıkı sarıldı. Anne ile oğulun gözyaşları birbirine karıştı. 38 yaşında dul kalmış, tüberküloz tedavisi görememişti. Oğlunu saran kolları yavaşça yana düştüğünde 43 yaşındaydı.

Vıle Vuroz’da yatan eşine kavuştuğunda, yaşını ikiye katlayan acılardan ebediyen kurtulmuştu. Çocukları  o gün bir kez daha öksüz kalmıştı. Dönmez kardeşler, 1992’de, 19 yaşındaki Yılmaz’ın kaybıyla,  kardeş acısıyla da tanıştılar. Ne zaman biri “anne” ya da “baba” diye seslense, onların felaketi olur, yürekleri yangın yerine döner.

Nazımiye Oğullar köyü Serdeniye mezrası

Çiçek Dönmez, eşini sonsuzluğa uğurladıktan sonra üç çocuğuyla baş başa kaldı. Acılı anne ayakta kalmak için büyük sıkıntılara göğüs gerdi. Çocuklarını tarlalarda çalışarak büyüttü. Onun başı dik yaşama tutkusu, yozlaşmanın sıradanlaştığı bu koşullarda her tür övgüyü hak ediyor. Şimdi torunlarına emek vererek hayatını sürdürüyor.

Bugün Serdeniye’de yaşanan felaketin 46. yıl dönümü.
Kar kütlesine yenik düşerek sonsuz maviliklere karışan iki mert, cesur ve çalışkan köylü, bu acılı coğrafyanın dinmeyen yarası olmaya devam ediyor.

Kaynak:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir